HOKA-HEY*

*Sioux-Lakota dilinde “Ölmek için güzel bir gün” anlamına gelen savaş narası.

Viki tarzı genel bir ön bilgi vermek gerekirse Scalped, Jason Aaron tarafından yazılmış ve R.M. Guera tarafından çizilmiş olan 60 fasiküllük/10 ciltlik bir seri. İlk sayısı 3 Ocak 2007, son sayısı 22 Ağustos 2012 tarihinde yayınlandı. DC Comics’in bağımsız ve güncel hikâyeler kanadını oluşturan Vertigo tarafından basıldı. 

Ayrıca baştan şunu da söylemeden edemeyeceğim, yıllar önce Gon Çizgi Roman’da çalıştığım dönemlerde bana bu seriyi tavsiye eden kişi, M.K. Perker olmuştu. Daha o sıralar 3. cildi ya çıkmıştı, ya da çıkmak üzereydi. Tavsiyesine uydum. Okumaya başladıktan sonra da bitene kadar etkisinden çıkamadım. Gerçi, bittikten sonra da etkisinden çıkamadım. 

Scalped’ın başrolünde, Güney Dakota’da bir rezervde [Reservation yani rezerv ya da rezervasyon kelimeleri, Kızılderililer için ayrılmış yaşam alanı anlamına geliyor] yaşama savaşı veren Oglala Lakota sakinleri var. Özellikle de Prairie Rose kasabasında yaşayan insanlar. Toprakları, Avrupa’dan göç eden beyaz adamlar tarafından istila edilmiş, bizonları öldürülmüş, ataları katledilmiş olan gerçek Amerikalılar. Kıtadaki birçok Kızılderili, -Sioux, Apache, Comanche, Chayenne, Navajo vs. ayırt edilmeksizin- bu bölgeye hapsedilmiş… Bu alkol ve metamfetamin dışında hiçbir şey olmayan bölgeye… İş imkânı yok. Para yok. Karneyle yiyecek dağıtan bir fon var. Yaşıtlarım, “Fak-Fuk-Fon” kısaltmasını hatırlayacaklardır. “Fakir Fukara Fonu”. Düşkünlere, yardıma muhtaç olanlara el uzatacağı varsayılan bir kurumdu. Bu fikrin bizim politikacıların aklına nereden geldiğinin cevabı da var işte bu hikâyenin içinde, bir şekilde. Amerikan hükümeti, bu insanlara iş alanı yaratmak yerine, onları sürekli suça ve uyuşturucuya teşvik ediyor. Yani yetinmek isteyen, fondan gelen yiyecekle yetiniyor ama fazlasını isteyen -özellikle de genç nüfus- çözümü uyuşturucuda arıyor. Kimisi kullanarak kendini telef ediyor, kimisi annesi tarafından terk edilmiş olan kızına daha iyi şartlar sunabilmek için kuryelik yapmayı göze alıyor. Ama en önemli detaylardan birini de unutmamak lazım: Hiçbir şeye izin verilmeyen bu rezervde tabii ki kumarhane açmak serbest. Bu işi de Lincoln Red Crow üstleniyor. Yiyecek ekmek olmayan bu bölgeye, devasa bir kumarhane açıyor!


Bütün bunlara karşı çıkmak isteyen aktivistler de var tabii ki. Bunlar, ilk olarak 70li yılların ortasında ortaya çıkıyor. Tabii ki FBI, bu aktivistlere göz açtırmamaya ant içiyor. Zaten bütün bu pisliğin tohumlarını ekmiş olan büro için bu aktivistler, birer kımıl zararlısından farksız. Bizim dünyamızda, bu konuyla ilgili en önemli ve sembol isimlerden biri Leonard Peltier. AIM [American Indian Movement] üyesi ve bir Kızılderili aktivisti olan Peltier, 1977 yılında, iki FBI ajanını öldürmekle suçlanıyor. Delillerin yetersizliğine rağmen halen Florida’nın Coleman bölgesinde yer alan Birleşik Devletler Hapishanesi’nde yatmakta. Şartlı tahliye tarihi 2024. Cezası ise 2040’da son bulacak.


Rage Against The Machine ile de ilk tanışmam, Peltier için yaptıkları “Freedom” şarkısıyla olmuştu. Klipte, o dönemin dosyalarından bilgilerle birlikte neler olup bittiğini kabaca göstermeye çalışıyordu. (Yine bilmeyenler için, grup üyelerinin de politik kimlikleriyle ön planda olduğunu ve özellikle Meksika’nın güney doğusunda yaşayan Chiapas yerlilerinin hakları için savaştıklarını ekleyeyim.)

Jason Aaron da bu hikâyeyi yazarken büyük oranda Leonard Peltier olayından etkilenmiş. Kitaptaki son sözünde, etkilendiği şeyleri şu şekilde sıralamış hatta: “Bu hikâyenin içinde biraz Deadwood ve The Wire, biraz Bruce Springsteen ve Warren Oates, biraz Cormac McCarthy [All The Pretty Horses romanının yazarı ki Scalped’ın içinde bu kitaba da bir gönderme var], biraz spagetti western biraz Rolling Stones var. Biraz Leonard Peltier, biraz Sam Peckinpah ve James Ellroy, biraz Garth Ennis ve Johnny Cash var”.

Kitabın ana karakteri Dashiel Bad Horse [kısaca Dash], on beş yıl aradan sonra Prairie Rose’a dönüyor, gelir gelmez başını belaya sokuyor ve o sırada bölgedeki kabileleri idare etmekte olan Lincoln Red Crow’un huzuruna çıkartılıyor. Red Crow tarafından işe alınmasıyla, Dashiel’in ikinci Prairie Rose, Güney Dakota macerası da başlamış oluyor. Bu arada Dash’in annesinin de Gina Bad Horse adında azılı bir AIM üyesi olduğunu belirtmekte fayda var.

Alabamalı bir yazar olan Jason Aaron, Kansas City’de yaşıyor. Bir gün arabası bozuluyor ve yolda kalıyor. Kansas City’de bir otobüs durağında eve dönebilmek için otobüs beklerken telefonu çalıyor. Arayan, Vertigo editörlerinden Will Dennis. “Bu kriminal/western hikâyesini beğendik ve basmaya karar verdik,” diyor. Aaron, ertesi gün kendine yeni bir “ikinci el” araba alıyor. Bir sonraki gün de evleniyor. Oğlunun adını da “Dash” koyuyor.


Jason Aaron, yakın zamana kadar Tijuana bölgesinin dışına hiç çıkmamış bir adam. R.M Guéra [orijinal adı Rajko Milošević] ise 1991 yılından beri Barcelona’da yaşayan ve yakın tarihe kadar Amerika’ya hiç gitmemiş Sırp bir çizer. Bu ikilinin birebir olarak tanışmaları, Scalped yayınlanmaya başladıktan birkaç sene sonra, New York’ta bir fuarda oluyor ve Aaron’a göre bu durum, uzun zamandır görüşmemiş iki eski dostun karşılaşması gibi gerçekleşiyor. Bu arada kapakları çizen kişi de günümüzün en iyi kapak çizerlerinden biri olan Jock. Kendisi İskoç. Ve Aaron, kendisine büyük bir hayranlık duyuyor.

Scalped, kişisel Vertigo tarihimde okuduğum en iyi iki seriden biri. Diğeri de Preacher zaten. Hangisi birinci derseniz, karar vermem mümkün değil ama Scalped hep bir adım önde. Belki bunda Kızılderili tarihine ve kültürüne olan ilgimin, hikâyenin gerçekçiliğinin, Rage Against The Machine hayranlığımın falan da etkisi vardır. Ama şunu da söylemeliyim ki okurken her türlü insani duyguyu size hissettirebilecek kadar başarılı bir yazım dili var. Yer yer sinirleniyorsunuz. Yer yer heyecanlanıyorsunuz. Yer yer midenize bir yumruk yemiş kadar içiniz burkuluyor ve yer yer kahkahalar atabiliyorsunuz. Ayrıca çizgi roman tarihinde en sevdiğim diyaloglardan birini de içinde barındırıyor:

– I want my lawyer.
– He can’t help ya’!
– Jesus Christ!
– He can’t help ya’, either! 

Kabaca tercüme etmek gerekirse:

-Avukatımı istiyorum.
-Avukatın sana yardımcı olamaz!
– Tanrım!
-O da yardımcı olamaz! 

Garth Ennis bu hikâyenin neresinde derseniz, burasında olduğu kesin!

Aslında bu kitap hakkında yazacak şeyler bitmez, bitmiyor da. Ama Garth Ennis’in bu seri hakkındaki yorumu kısaca şöyle: “Son yıllarda yazılmış en iyi seri! Bu kitap hakkında sohbet edin! Bu kitabı arkadaşlarınıza anlatın! Bloglarınızda yazın!”

2013 yılında yazmış olduğum bu yazıyı biraz revize ettim ve bir de dinleme listesi ekledim:

  1. Rage Against The Machine – Freedom
  2. Sofa Surfers – Good Day To Die
  3. Motörhead – Shoot You In The Back
  4. Johnny Cash – God’s Gonna Cut You Down
  5. The Doors – Riders On The Storm
  6. Queens of the Stone Age – Better Living Through Chemistry
  7. Jimi Hendrix – Hey Joe
  8. Bruce Springsteen – Blood Brothers
  9. Gojira – Indians





Hoka Hey!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Benzer Yazılar

2019’un En Sevilen 10 Mangası

2019 hem sevilen serilerin devamı hem de yeni, dikkat çekici mangaların raflarda yer...

She Could Fly: O Uçabiliyor!

BİRİNİ ÖLDÜRECEKSİN SENİ YAKALAYACAKLAR HER ŞEYİ KAYBEDECEKSİN

Mikel: Bask Paranoyasının Derinliklerinde

İspanya'daki Bask ayrılıkçı hareketin ortasında yer alan Mikel,...

Marvel’ın Stan Lee Anısına Hazırladığı Çizgi Romanlar Hazır.

Bugünden itibaren aldığınız çizgi romanlarda Stan Lee’ye yapılan övgüyü görmezden gelemeyeceksiniz. Neredeyse bütün...

En Çok Okunanlar

War of the Realms: Dev Hikaye Öncesinde Bilmeniz Gerekenler

Evet bildiğiniz gibi çizgi roman dünyasında artık eventler eksik olmaz hale geldi. Bir kısmı maalesef...

Venom Yazarı Cates Hayranları Tarafından Ölüm Tehditleri Almaya Başladı

Yazar Donny Cates son açıklamalarında Venom #11 içeriği yüzünden...

Mutluluğa Giden Yolu Bulmak: Meat and Bone

Kat Verhoeven'ın yazıp çizdiği Meat and Bone'da tekrar...