Le Transperceneige: Bong Joon-ho’nun Çizgi Roman Uyarlaması

Dünya’da tam tur atan sürdürülebilir bir tren içine yerleştirilmiş insanlar arasında kısa süre içinde sınıfsal ayrımlar oluşmuştur.

Bong Joon-ho’nun Çizgi Roman Uyarlaması

1982 yılında Casterman şirketinin yayımladığı Le Transperceneige isimli Fransızca çizgi romanın İngilizceye çevrilmesi epey bir vakit almış. Jean-Marc Rochette’nin çizdiği ve Jacques Lob’un yazdığı çizgi roman basım tarihinden tam 32 yıl sonra Titan Comics tarafından İngilizce dilinde basılmış. Post apokaliptik türündeki çizgi roman bir bakıma günümüzün toplumsal anksiyetelerini yaratıcı bir biçimde irdelemiş. Çizgi romanda sınıf çatışması tren imgesiyle birlikte bir anlatıya dönüşür. Metin aynı zamanda 80’ler bilim kurgu filmleriyle benzer bir gelecek inşa etmiştir. Örneğin insanlık küresel ısınmayı durdurmak adına bir takım araştırmalar yaparken, Dünya’da buzul çağı olmasına sebep olmuş. Oysaki okuyucu olaya sebep olan araştırmalardan ziyade olayın kötü sonuçları ile karşı karşıyadır. Dünya’da tam tur atan sürdürülebilir bir tren içine yerleştirilmiş insanlar arasında kısa süre içinde sınıfsal ayrımlar oluşmuştur.

Kaynak: Snowpiercer, Vol. 1: The Escape (2014)

Trenin en verimsiz alanı kuyruğu iken, motora doğru ilerledikçe yaşam koşulları daha iyi bir hal alır, kuyruktakiler örneğin sigaranın tükendiğini düşünürken trende ilerledikçe sigara içen kişilerle karşılaşırlar. Hikâyenin başlangıcında trenin kuyruğundan ileri doğru ilerlemek isteyen ancak karantina altına alınan bir karakter olan Proloff’u tanırız. Daha sonra ona Adeline Belleau isimli trenin kuyruğunda yaşayan insanları yokluktan kurtarmak isteyen ve bir şekilde onları ön taraflara bütünleştirmek amacıyla kurulan bir hareketin parçası genç kadın katılır. Bu iki karakter bizi motora kadar götüren bir yolculuğa çıkarır. Le Transperceneige bir yandan trendeki kaotik havayı bizlere yansıtır bir yandan da karakterlerin yakın, ayrıntılı çizimlerini karmaşanın içinden öne çıkarmayı başarır. Tabi unutmadan trende yayılmakta olan bir tür virüs bulunmuştur, ilk göze çarpan belirtisi ise terleme ve halsizliktir salgın sebebiyle trenin lüks tayfası ön taraflara geçmeye başlamıştır bile. Dışarıda herhangi bir hayat yoktur, yaşam gerçek manada donmuştur bu haliyle hikâye post-apokaliptik bir anlatı iken trenin içerisinde bir çeşit distopya yaşanmaktadır. Eskide kalmış eşitsizlik tartışmalarına değinmektense çizgi roman günümüzde oldukça gerçek olan kaynak dağılımı ve azlıkları, doğal yaşam alanlarının yok olması, kötü ekonomik dağılım gibi konular üzerinde durur.

Anlatılana göre Bong Joon-ho Seoul’da yerel bir çizgi romancıda dolaşırken Le Transperceneige isimli çizgi romanın Korece’ye çevrilmiş baskısını buluyor. Okumaya başladığında hikâyeden oldukça etkileniyor ve bulduğu kitaplığın önünde ayakta okuyarak bitiriyor, Snowpiercer (2013) isimli bilim kurgu filminin ilham kaynağı oluyor bahsi geçen çizgi roman. Kelly Masterson ile çizgi romanın film adaptasyonunu yapmak için haklarını alıyorlar ve senaryo çalışmalarına başlıyorlar. The Host (2006) filminin başarısıyla pek de zor olmamıştır diye tahmin ediyorum. Çizgi roman ve film karşılaştırmasına girmeyeceğim ancak Bong Joon-ho metinden meydana gelmiş bir buzul çağını, trende sıkışıp kalmış bir toplumu ve bu durumun yarattığı eşitsizlikleri hikâyeden alarak çok daha aksiyon yüklü ve izleyicide hep bir umut yaratan bir anlatıya dönüştürüyor. Her iki metinde de trenin motoru kutsal olarak tanımlanıyor çünkü hayatın devam etmesini sağlayan tek güç o. Bunun dışında çizgi romanda kol gezen rahipler, film uyarlamasında fanatik bir biçimde (tarikat benzeri) trenin motoruna düşkünler olarak betimlenmiş. Fanatik askerlerin bulunduğu kopartmanda yaşananlar herhalde en sevdiğim sahne olabilir filmde.

Bence her adaptasyon yeni bir üründür dolayısıyla esinlendiği kaynaktan ayrı bir yapıttır. Adaptasyon çalışmaları incelendiğinde konuya kavramsal olarak en kapsamlı şekilde bakmış kişi Linda Hutchean demek yanlış olmaz. A Theory of Adaptation (2006) adlı kitabında Hutcheon tıpkı insanların hayatta kalmak için bulunduğu ortama adapte olması gerekmesi gibi çevremizdeki hikâyelerin de benzer şekilde günümüze uyarlandığından bahsetmektedir. Linda Hutcheon oldukça geniş bir kapsamda incelediği uyarlama teorisini betimlerken çeşitli televizyon dizilerinden örnekler verir ve Star Trek (1966) dizisinin yok oluşunu adaptasyon yoluyla engellediğini savunmuştur (Hutcheon, 2013). Star Trek (1966) başarısız bir televizyon dizisi olarak başlamasına rağmen çizgi roman, film, kitap, çizgi filmlerle birlikte yeni izleyiciler için tekrar tekrar yenilenmiştir. Hutcheon’ın düşünceleri halen geçerliliğini sürdürür. Star Trek: Discovery (2017) Netflix’de yayına girdiğinde hayranlar dışında pek çok kişinin ilgisini çekti çünkü ilk defa Afro-Amerikan bir kadın Star Trek evreninde ana-karakter olarak yer aldı. Beyaz olmayan veya azınlıkların medyada yeni yeni sesinin olduğu bir dünyada yazarların aldığı karar elbette uyarlama teorisi ile açıklanabilir diye düşünüyorum. Çünkü çevremizdeki kültürel çeşitlilik ekranda ne yazık ki paralel şekilde gözükmüyordu, ancak günümüzde sarışın erotik bir Ms Marvel yerine Müslüman ve maskülen bir tipleme görmek mümkün.

Le Transperceneige adlı çizgi roman 1982’de yazılmış olmasına rağmen günümüzde üretim yapan bir yönetmenin ilgisini çekmeyi başarmış. Ele alınan konularda halen geçerliliğini sürdürmekte. Nitekim filmin ve çizgi romanın dizi uyarlaması da yakında yayınlanacak bildiğim kadarıyla. Uyarlama çalışmaları bağlamında film çizgi romana körü körüne bağlı kalmamış dolayısıyla Le Transperceneige sadece ilham kaynağı olmuş. Yazarlar tarafından rahatça uyarlanan metinler bence daha değerli olmakla birlikte adapte eden kişinin yaratıcı fikirlerini ortaya çıkarmakta.

Film uyarlamasında trenin ön saflarında bulunan zengin kesim kuyrukta yaşayanların birbirlerini yemek zorunda kaldığını bilmeden “herhalde kendi dışkılarını yiyorlardır” gibi açıklamalarda bulunuyorlar yer yer. Bunun dışında her kompartımanın kendine özgü bir amacı var kimi meyve yetiştirmek kimi partilemek için kullanılıyor. Film boyunca hem anlatı hem trenin CGI görüntüleri oyunmuş hissi veriyor izleyiciye. Böylelikle çizgi romandan yola çıkmış, yer yer oyunları anımsatan bir filme dönüşmüş. Snowpiercer (2013) otoriter bir rejimin karşısında ayaklanan, trenin kuyruğunda yaşayan kesimin mücadelesini konu alan bir film yine pek çok yeni bilim kurgu filmi gibi soruna pek de çözüm üretmeden bitiyor. Chris Evans film boyunca mevut sistem içinde bir kurtarıcı gibi takılsa da hayali gerçekleşmiyor. Yine yaşanan pek çok acı, haksızlık çözülmüyor.

Birde filmin son 20 dakikası Weinstein tarafından kesilmeye çalışılmış. Bunun dışında az önce bahsettiğim tren muhafızlarının sahnesinde bir balık kesiliyor ve kanı akıyor, Weinstein orayı da kesmek istemiş. Görüntü yönetmeninin de sevdiği bir sahne olması sebebiyle, Joon-ho babasının balıkçı olduğunu ve o sahnenin ailesi için önemli olduğunu vurgulamış, Weinstein bunun üzerine ailenin en önemli şey olduğunun üzerinde durarak sahnesinin kalmasına izin vermiş. Yönetmen çeşitli röportajlarında konudan söylediğim en güzel yalan olarak bahsetmekte. Konunun magazinini de yaptıktan sonra, son olarak hem Le Transperceneige çizgi romanın hem anlatısının hem de çizimlerinin harika olduğundan, ayrıca film uyarlamasının da oldukça keyifli olduğunu söylemek isterim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Benzer Yazılar

Brian Michael Bendis Bir X-Men Filmi Üzerinde Çalıştığını Açıkladı

Yazar Brian Michael Bendis’in, Disney’in 21st Century Fox’u...

Kaçıranlar İçin: 2018’den İyi Mangalar

Frankenstein: Junji Ito Story Collection - Junji Ito

Black Panther Altın Küre Ödülleri için. “En İyi Sinema Filmi” Dalında Aday Oldu

Marvel Studios’un Black Panter’i Altın Küre Ödüllerinde “En...

Marvels 25 Yaşında

“ Her an evinin duvarlarını yıkarak içeri girebilecek yaratıkların olduğu...

En Çok Okunanlar

Venom Yazarı Cates Hayranları Tarafından Ölüm Tehditleri Almaya Başladı

Yazar Donny Cates son açıklamalarında Venom #11 içeriği yüzünden ölüm tehditleri aldığını açıkladı. “Az önce...

Reinhard Kleist ile Çizgi Roman Üretim Süreci Üzerine

Geçtiğimiz günlerde 7 Mart’ta dükkanımızda Reinhard Kleist ile imza günü düzenledik. Ülkemizde Nakavt!, Boksör, Havana, Nick Cave, Olimpiyat Rüyası, Berlin Efsaneleri, Castro...

War of the Realms: Dev Hikaye Öncesinde Bilmeniz Gerekenler

Evet bildiğiniz gibi çizgi roman dünyasında artık eventler eksik olmaz hale geldi. Bir kısmı maalesef sırf satışlar için yaratılıp, variant kapaklar ile doldurulur. Ama gel...

101’inci Sayı Bir Seriye Başlamak İçin İyi Bir Nokta Mı?

Çizgi roman sektörüne uzak kişilerin veya çizgi roman sektörünü yakından takip eden fakat belli serilere uzak kalmış kişilerin akıllarındaki soru hep "Ben...

Grant Morrison’dan Death Metal’e Batman İnceleme Part 1: Black Glove

Modern Batman’i ve ana akım Batman çizgi romanlarını anlamak için en iyi başlangıç olan Grant Morrison’ın Batman’lerini üç gruba ayırabiliriz; Batman and...

2019’un En Sevilen 10 Mangası

2019 hem sevilen serilerin devamı hem de yeni, dikkat çekici mangaların raflarda yer alması açısından oldukça verimli bir yıl oldu. Biz de...