Three Jokers: Bir Bat Family İncelemesi

Three Jokers’ın en iyi Batman romanlarından biri olduğunu düşünmesem de Batman ve Batman mitini bu kadar iyi anlayan romanlar maalesef ki tükenmekte. Three Jokers, çok iyi bir başlangıç ve Batman severlerin okumasını şiddetle önerdiğim bir roman.

  Three Jokers, 2020 yılında DC’nin Black Label adı altında yayınladığı, Geoff Johns tarafından yazılan ve Jason Fabok tarafından çizilen, belki de son üç yıldır çıkan en iyi Batman romanıdır. Hikayeyi uzun uzadıya anlatmaya çalışmayacağım, romanı bu kadar sevmemin nedeni hikayesi değildi zaten; sevmemin nedeni karakterleriydi ve o karakterleri anlamasıydı. Hikayesi okurları ikiye bölebilir, nasıl olsa Joker gibi çok sevilen bir karakterin hikayesine büyük eklemeler yapıyor ve bu her zaman tartışmaya yol açacaktır. Black Label adı altında çıktığından dolayı ana akım çizgi romanlardan bağımsız bir hikaye ve bu yüzden pek çok okurun söylediğinin aksine Joker karakterine zarar vermiyor. Three Jokers’dan bahsetmeden önce neden yeni çıkan çoğu Batman romanını sevmediğimi açıklamam gerek.

Modern Batman Problemi:

  Son yıllarda çıkan ana akım Batman romanlarında bir problem, bir eksik var. Sanki herkesin sevdiği o Batman, kişiliğini kaybediyor ve kendi benliğinden uzaklaşıyormuş gibiydi. Son yıllarda Batman’i kaleme alan bütün yazarlar gerçekten yetenekli kişiler olsa da bana Batman’i tam olarak anlamıyorlarmış gibi geliyor. Sadece çizgi romanlardan değil, oyunlar ve dizilerden de bildiğimiz o gecenin şövalyesi, öç alan pelerinli figür, dünyanın en iyi dedektifi, sanki artık çizgi romanların dünyasında yaşamıyormuş gibi… Onun yerine düğününde ekildiği için Alfred’e vuran, Tim Drake ve diğer Bat Family üyelerine yanında oldukları için bağıran, melodram içinde yaşayan problematik bir Batman var ve o Batman benim yıllardır çizgi romanlarını okuduğum, çizgi filmlerini ve filmlerini izlediğim, oyunlarını oynadığım Batman değil. Bu Batman, ufak bir kızın son anlarında onu elinden tutup yanında sallanan Batman değil. Bu yeni romanlar eski kökeninden çok uzaklaşmış bir Batman okuyormuşum gibi hissettiriyor. Gotham, gotik yapılarından ve boğucu sisinden arındırılmış ve bunun yerinde aydınlık gökyüzü ve modern gökdelenleriyle orijinaline çok zıt bir Gotham kalmış. Batman’i Batman yapan özellikleri yavaş yavaş kayboluyor ve bu fazlasıyla üzücü. Belki de Three Jokers’ı bu kadar çok beğenmemin sebebi, bana uzun zamandır kayıp olan bir şeyi bulmuşum gibi hissettirmesiydi.

Three Jokers’ın Doğru Yaptıkları

  Three Jokers’ın hatasız bir roman olduğunu söyleyemem ama doğru yansıttığı pek çok unsur var ve en önemlisi de karakterleri. Romanda altı ana karakter var diyebiliriz, tabii her Joker’ı farklı bir karakter sayarsak; Batman, Batgirl, Red Hood ve Joker.  Geoff Johns, bu karakterleri, sadece 3 fasikülle, son dönemde çıkan sayısız Batman fasikülüne kıyasla çok daha iyi kullanıyor. Batman, bu hikayede tekrar bir dedektif olabiliyor; romanın çoğu Batman ve Bat Family’nin bir gizemi çözmesiyle geçiyor ve uzun zaman sonra Batman, Batman olabiliyor. Gotham özüne, karanlık haline dönmüş; hava devamlı yağışlı ve iç karartıcı yapıları görkemle yükseliyor.

Dünyanın En İyi Dedektifi

  Adı “Detective Comics” olan bir romanda bu kadar az dedektif hikayesi görmek komik açıkçası. New 52’da çıkan Baykuşlar Divanı’dan beri kaybolmuş bu dedektifi yeniden başrolde görmek çok sevindirici. Batman ile bir gizemin içinde olmak, bulduğu her yeni ipucu ile heyecanlanmak çok uzun zamandır tadamadığım, hatta unuttuğum zevklerdi. Sanki Batman’nin eskisi gibi, davasını önemseyen ve kalbini kaybetmemiş bir Batman olmasına izin verilmiş gibiydi.

  Bu romanın en önem verdiği kısmı, karakterler arasındaki ilişki dinamiği. Batman’nin, Red Hood, Batgirl ve Joker ile olan ilişkisi kusursuz bir şekilde yansıtılmış; Batgirl’e olan güveni, Red Hood’a duyduğu pişmanlık ve Joker… Joker’a sonra geleceğim. Red Hood ve Batgirl ile yaşadığı küçük anlar belki hikaye için önemli olmayabilir ama bunlar benim için çok önemli.

  Eğer Batman üzerinde çalıştığı vakadan bir dakika bile ayıramayıp kızgın olan bir Jason Todd (Red Hood)’dan özür dilemiyorsa o benim tanıdığım kişi değil demektir. Three Jokers, bu sıkıntıyı sadece üç panel ile giderebiliyorken, maalesef ki son yıllarda Batman’nin ailesine verdiği bu değeri onlarca ciltte bile göremiyorum…

  Çünkü bu gibi anlar, bize Batman’nin insan olduğunu hatırlatıyor. Batman, suçluların kalbine korku işlemek için sanki maskesinin ardında bir insan yokmuş gibi gözükmek zorunda olsa da günün sonunda, pelerinini ve maskesini çıkardıktan sonra o da sadece bir insan. Evet, belki travmalarını aşamamış, içi kırık bir insan ama hâlâ bir insan. Annesi ve babasını kaybettikten sonra kendi kurduğu ailesine her şeyden daha çok değer veren bir insan.

Batman’nin Gölgesinde Kalanlar

  Gelelim bence romanın asıl yıldızlarına; Red Hood ile Batgirl. Yıllardır bu harika karakterler ile ilginç herhangi bir hikaye yaratmayan DC’nin, sonunda bu karakterleri ele alması kadar güzel bir şey yok. Batman’nin Dick Grayson’dan çok daha ilginç bir sürü yardımcı karakteri varken doğru bir şekilde kullanıldıklarını çok nadir görüyorum. İlk olarak Red Hood’dan başlamak istiyorum. Red Hood veya nam-ı diğer Jason Todd, Batman’nin ikinci Robin’iydi. Zamanında okuyucular Dick Grayson’dan sonra Jason’a alışamadıklarından dolayı DC bir telefon hattı açmaya karar vermiştir. Okuyucular bu telefon hattını arayarak DC’nin Jason’ı öldürüp öldürememesi hakkında bir seçim yapabiliyorlardı. Oylama tamamlandıktan sonra okuyucular tarafından Jason’nın ölmesine karar verilmiş ve Jason, Joker tarafından bir levye ile dövülüp ölmüştür. Yıllar sonra, Under The Red Hood (2011)’da hayata ve çizgi romanların sayfalarına geri dönen karakterimiz benim favori Robin’im olmuştur. Nasıl ve kim tarafından öldürüldüğünü artık bildiğinize göre Jason’nın neden Batman’nin çok sayıdaki yardımcı karakterlerinden en sevdiğim olduğunu açıklayabilirim. Jason Todd, eskiden sadece Batman’nin yardımcısıyken, Joker tarafından öldürülmesinin ardından hayata döndüğünde Joker’ın eski adını alıp Red Hood olması, Joker ile Batman’nin bu sonsuz dansının bir sonucudur. İki kere doğmuş bir karakter; ilki Batman’nin, ikincisi de Joker’ın eseri. Bir bakıma, Jason ikisinin de Robin’i olmuştur. Hala Batman gibi kötülükle savaşan ama Joker gibi bazı sınırları da aşmaktan çekinmeyen bir karakter. Batman’nin en büyük hatası ve Red Hood adıyla gezdikçe de bu hatayı Bruce’a her daim hatırlatacak bir karakter.

  Joker ve Batman’nin oğlu olan Red Hood’un bu kadar az kullanılması, kullanıldığında da sadece insan öldüren bir Batman’miş gibi davranılmasın çok büyük bir kayıp olarak görüyorum. Jason Todd, kullanılmayan bir altın madeni gibi. En azından bu kitapta Red Hood’u bütün kapasitesi ile kullanmışlar. Klasik, kötü adamın ve iyi kahraman arasında geçen “İkimiz aslında o kadar da farklı değiliz.” klişesi bile bu romanda etkili. Jason’nın hem Joker’ın hem Batman’nin Robin’i olması fikri eksiksiz bir şekilde işlenmiş ve Jason’nın travması ile nasıl yüzleştiğini çok güzel yansıtmışlar. Hatta diğer bütün karakterlerden daha çok panel Jason’a ayrılmış ve inanın bana buna ihtiyacı vardı. Travma demişken Batman ve Bat Family’nin en büyük ortak noktaları da bu zaten; travmaları ve bu travmalarla nasıl yüzleştikleri. Bu romanda Batgirl ile Red Hood arasında, travmaları ile nasıl yüzleştiklerinin farkını çok açık bir şekilde görüyoruz. Biri kendini sıfırdan bambaşka biri yaparken bir diğeri ise kendini olduğundan daha iyi yapmaya adamış.

  İkinci Bat Family karakterimize gelirsek; Batgirl. Batgirl gerçek adı ile Barbara, Jason kadar talihsiz değil. Zamanında aşırı yetenekli Gail Simmons’ın kaleminden çıkan güzel romanları oldu. Yine de Three Jokers’daki hali de gayet iyi. Jason’nın aksine Barbara, travmasını aşabilmiş birisi. Kişiliği veya kostümü travmasından etkilenmemiş bir Batgirl görüyoruz. Savaşmaya devam eden, Batman kadar zeki ve en az Batman kadar detektif olan bir Barbara ile karşılaşmak bir okuyucu olarak beni memnun etti.

Suçun Palyaço Prensleri

  Artık romanın ana konusuna gelebiliriz; Joker ya da Jokerlar. Jason Fabok’un inanılmaz çizimleri sayesinde okurken bu üç Joker’ı hiç karıştırmadım. Her ne kadar romanın adı Three Jokers olsa da ve ana konu bu üç Joker’ın gizemini açıklamak ile geçse de benim asıl beğendiğim kısmı Batman ile Joker’ın ilişkisi. Bu romanda en sevdiğim türden bir Joker var. Batman’e takıntılı, ondan ne kadar nefret etse de bir bakıma ona âşık bir Joker.

  Joker karakterin de diğer karakterleri gibi çok iyi yansıtıldığını düşünüyorum. Joker’ın bu kadar çok kötülük yapmasının asıl amacı her zaman Batman’nin dikkatini çekmektir. Gotham sokaklarını kaosa sürüklemesi, Jason Todd’ı öldürmesi, Barbara’yı vurması; bunların hepsini sadece bir adamın dikkatini çekmek için yapıyor. Joker, Batman’nin odak noktası ve en büyük acısı olmak istiyor ve bu romanda bunlar ön planda. Kısa ve basitleştirilmiş bir şekilde Jokerlar’ın planını anlatırsam şöyle derim: “Batman için mükemmel Joker’ı yaratmak” ve bu gerçekten şahane. Tam anlamıyla bir Joker planı, bir banka soymak veya Gotham’ı havaya uçurmak değil, Batman hakkında yalın ve mükemmel bir plan.

Sonuç

  Three Jokers’ı, okuduğum bütün Black Label ve son senelerde çıkmış ana akım Batman romanlarından ayıran şey karakterlerini anlıyor oluşu. Bu romanın gücü hikayesinde değil, hikayesinde yer alan zengin karakterlerinde. Karakterleri değiştirip aynı hikayeyi yazsalardı, bir karakteri bile değiştirselerdi, bu kadar etkili olmazdı. Three Jokers’ın en iyi Batman romanlarından biri olduğunu düşünmesem de Batman ve Batman mitini bu kadar iyi anlayan romanlar maalesef ki tükenmekte. Three Jokers, çok iyi bir başlangıç ve Batman severlerin okumasını şiddetle önerdiğim bir roman. Umut ediyorum ki yakın zamanlarda böyle romanlar ile daha çok  karşılaşırız; karakterlerini doğru yansıtıp onları anlayan ve özellikle karakterlerine saygı duyan romanlar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Benzer Yazılar

Okunası Image Comics Serileri – NO MERCY –

Serinin ismi kesinlikle hakkını veriyor, öncelikle bunu...

Arnold Schwarzenegger Kral Conan Olmak İçin Çağrıda Bulundu!

Senenin başlarında Facebook’tan yaptığı paylaşımlar ile eski California Belediye Başkanı Arnold Schwarzenegger’i yeniden yayınlanmaya başlayan Conan...

Fantastic Four’un Sinema Yolculuğu

Fantastic Four çizgi romanlarının Marvel evreni içerisinde...

Mutluluğa Giden Yolu Bulmak: Meat and Bone

Kat Verhoeven'ın yazıp çizdiği Meat and Bone'da tekrar...

En Çok Okunanlar

Venom Yazarı Cates Hayranları Tarafından Ölüm Tehditleri Almaya Başladı

Yazar Donny Cates son açıklamalarında Venom #11 içeriği yüzünden ölüm tehditleri aldığını açıkladı. “Az önce...

Reinhard Kleist ile Çizgi Roman Üretim Süreci Üzerine

Geçtiğimiz günlerde 7 Mart’ta dükkanımızda Reinhard Kleist ile imza günü düzenledik. Ülkemizde Nakavt!, Boksör, Havana, Nick Cave, Olimpiyat Rüyası, Berlin Efsaneleri, Castro...

War of the Realms: Dev Hikaye Öncesinde Bilmeniz Gerekenler

Evet bildiğiniz gibi çizgi roman dünyasında artık eventler eksik olmaz hale geldi. Bir kısmı maalesef sırf satışlar için yaratılıp, variant kapaklar ile doldurulur. Ama gel...

Grant Morrison’dan Death Metal’e Batman İnceleme Part 1: Black Glove

Modern Batman’i ve ana akım Batman çizgi romanlarını anlamak için en iyi başlangıç olan Grant Morrison’ın Batman’lerini üç gruba ayırabiliriz; Batman and...

101’inci Sayı Bir Seriye Başlamak İçin İyi Bir Nokta Mı?

Çizgi roman sektörüne uzak kişilerin veya çizgi roman sektörünü yakından takip eden fakat belli serilere uzak kalmış kişilerin akıllarındaki soru hep "Ben...

2019’un En Sevilen 10 Mangası

2019 hem sevilen serilerin devamı hem de yeni, dikkat çekici mangaların raflarda yer alması açısından oldukça verimli bir yıl oldu. Biz de...